Ana içeriğe geç

Neden Bütüncül Eğitim? (1)

03 Ocak 2026
73 görüntülenme

Yirminci yüzyılın ortalarında kültür tarihçisi Lewis Mumford, modern çağın gelişimi üzerine bir dizi çalışma yaptı. Onun temel hipotezi, bilimin, teknolojinin, kapitalizmin ve devasa askeri güçleriyle ulusal hükümetlerin birbirine kenetlenmiş kompleksi olan modern toplumun, uzun yıllar boyunca insan kültürlerine hizmet eden organik, insan ölçeğindeki kurumların yerini açgözlü bir şekilde alan bir “mega makine”den oluştuğuydu. İnsanın Dönüşümleri (Transformations of Man)'nde (1956) Mumford, mega makinenin tehlikeli derecede güçlü, yıkıcı ve insani değerlere aykırı hale geldiği ve insanlığın düzgün bir şekilde hayatta kalması için medeniyetin yeni bir aşaması tarafından gölgede bırakılması gerektiği sonucuna vardı. C. Wright Mills, Herbert Marcuse, Erich Fromm ve Paul Goodman gibi dönemin diğer muhalif akademisyenleri de benzer iddialarda bulundu (R. Miller, 2022; 1).

Bütüncül eğitim, çeşitli ifadeleriyle bir kültürel eleştiriye dayanmaktadır (R. Miller, 2022: 1). Belirli bir yöntem veya teknik olarak tanımlanabilen bütüncül eğitim; bir paradigma, çeşitli şekillerde uygulanabilecek bir dizi temel varsayım ve bir prensip olarak da görülmelidir (J. Miller ve Drake: 1992: 21). Bütüncül eğitim hareketi bir bakıma 1960’lar ve 1970’lerin entelektüel ve kültürel mayalanmasının bir ürünüdür. Geleneksel okulların insan imkânlarının dar bir imajını yansıttığı ve çocukların eşsiz potansiyellerinin önüne sınırlayıcı duvarlar ördüğüne inanan eğitimcileri ve ebeveynleri cezbeden bir harekettir. Bütüncül yaklaşan eğiticiler, çocukların yalnızca iyi eğitilmiş vatandaşlar ya da ekonomik sistemin üretken katılımcıları olmak üzere eğitilmeleri yerine; maneviyatı, doğal çevreye saygıyı ve bir sosyal adalet duygusunu besleyerek yol alırlar. Çocuklara yaratıcılık, tasavvur, şefkat, kendini bilme, sosyal beceriler ve duygusal sağlık ilham etmeyi amaçlar. Bu yolla bütüncül eğitim bütün kişiliği beslemek ve bireylerin kendi toplumları ve doğal çevreleri içinde daha bilinçli biçimde yaşamalarına yardım etmek anlamına gelir (R. Miller, 2005: 36).

Douglas Sloan, David Purcell, Ed Clark, Ron Miller, Phil Gang, Jack Miller ve Parker Palmer'ın çalışmalarına dayanarak ekolojik farkındalığa, maneviyata, ilişkilere ve değerlere dayalı bütüncül bir eğitim vizyonu geliştirilmiştir. Bu belgeye göre bütüncül eğitim; küresel sorunları ele alan, dönüştürücü, postmodern, ekolojik, kozmik ve manevi bir eğitim türü olarak tanımlanmaktadır. Bütüncül eğitim, salt bir eğitim modeli sağlamayı amaçlamaz ancak ana akım kültür ve eğitimin parçalanmış ve indirgemeci varsayımlarına meydan okumayı amaçlar. Bu vizyona ulaşmak için bütüncül eğitim üç temel prensibe dayanmaktadır: Denge, katılım ve bağlantılılık (Miseliunaite et al., 2022: 2).

Eserin özgünlüğü kısmında değinildiği gibi bu çalışmada bir veçhesi ile 65, bir veçhesi ile son 400 yıllık birikimin ötesine geçmek suretiyle bütüncül yani hayatın ta kendisi olan eğitimi; tüm yönleriyle kâmil insanlar olan peygamberler silsilesinden ilk peygamberle yani ilk muallimle başlatmak/temellendirmek önemli bir husustur.

Kaynak

Abdullah Demir, Bütüncül Eğitim – Giriş Kitabı. Nobel Bilimsel Eserler, ISBN. 978-625-393-658-7, 2024, Ankara.

Bu yazıyı beğendiniz mi? Paylaşın!
Doç. Dr. Abdullah Demir
YAZAR 03 Ocak 2026 tarihinde yayınlandı

Doç. Dr. Abdullah Demir

Yazar Hakkında